Bağlantımız Var, Bağımız Yok

Sabah gözümüzü açar açmaz elimizin telefona gitmesi artık şaşırtıcı değil. Günün ilk bakışı çoğu zaman yanımızdaki insana değil, ekranın diğer tarafındaki dünyaya oluyor. Kimin ne yaptığını, nereye gittiğini, ne yediğini, ne düşündüğünü birkaç saniye içinde öğreniyoruz. Dünyanın öbür ucundaki insanlarla iletişim kurabiliyor, yıllardır görmediğimiz arkadaşlarımızdan haberdar olabiliyoruz.
Peki bütün bunlar bizi gerçekten birbirimize yaklaştırıyor mu?
Yoksa hiç olmadığı kadar bağlantılı olduğumuz bir çağda, hiç olmadığımız kadar mı yalnızlaşıyoruz?
Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri iletişimin sınırları neredeyse ortadan kalktı. Eskiden bir mektubun günlerce, hatta haftalarca ulaşmasını beklerken bugün saniyeler içinde haberleşiyoruz. Uzakta yaşayan aile bireylerimizle görüntülü konuşabiliyor, farklı şehirlerdeki arkadaşlarımızla aynı anda sohbet edebiliyoruz. Toplumsal dayanışma kampanyaları düzenleniyor, afet zamanlarında ihtiyaç sahiplerine ulaşmak kolaylaşıyor, insanların sesini duyuramadığı meseleler milyonlarca kişiye ulaşabiliyor.
Bütün bunlar sosyal medyanın insanları birbirine yaklaştıran güçlü bir araç olduğunu gösteriyor.
Ancak araç ile amaç arasındaki farkı unutmamak gerekiyor.
Çünkü sosyal medya bize iletişim imkânı sundu; fakat iletişimin kendisini garanti etmedi.
Bugün yüzlerce kişiyi takip ediyor, yüzlerce kişi tarafından takip ediliyoruz. Telefon rehberimizde onlarca, hatta yüzlerce isim bulunuyor. Buna rağmen gerçekten derdimizi anlatabileceğimiz insanların sayısı belki de hiç olmadığı kadar az.
Bir arkadaşımızın doğum gününü sosyal medyadan kutluyor, ancak onun nasıl olduğunu sormayı unutuyoruz. Bir yakınımızın fotoğrafına kalp bırakıyor, fakat hayatında neler olup bittiğini konuşmaya vakit ayırmıyoruz. Bir sofranın etrafında toplanıyoruz ama sohbet etmek yerine herkes kendi ekranına bakıyor.
Aynı masadayız.
Ama aynı yerde değiliz.
Sosyal medyanın en büyük çelişkilerinden biri de burada ortaya çıkıyor: İnsanları birbirine bağlamak için tasarlanan platformlar, bazen insanların arasına görünmez duvarlar örebiliyor.
Üstelik sosyal medya yalnızca ilişkilerimizi değil, kendimize bakışımızı da değiştiriyor. Başkalarının hayatlarının en güzel anlarını sürekli izlemek, kendi hayatımızı onların vitriniyle karşılaştırmamıza neden oluyor. Tatiller, başarılar, güzel sofralar, yeni evler, yeni arabalar, kusursuz görünen ilişkiler…
Ekranda herkes mutlu.
Herkes başarılı.
Herkes hayatını yoluna koymuş gibi.
Oysa sosyal medya çoğu zaman hayatın tamamını değil, seçilmiş anlarını gösteriyor. İnsanlar mutsuzluklarını, başarısızlıklarını, kaygılarını ve yalnızlıklarını aynı açıklıkla paylaşmıyor. Böylece başkalarının “en iyi anları” ile kendi hayatımızın “gerçek hâli”ni karşılaştırıyoruz.

Dolayısıyla daha fazla beğeni ararken daha fazla onaya ihtiyaç duyuyoruz.
Daha fazla takipçiye ulaşırken gerçek hayattaki yakınlıklarımızı kaybedebiliyoruz.
Daha çok insan tanırken kendimizi daha yalnız hissedebiliyoruz.
Fakat bütün suçu sosyal medyaya yüklemek de kolaycılık olur.
Çünkü teknoloji bize yalnızca bir seçenek sundu. Onu nasıl kullandığımız ise bizim tercihimiz.
Bir telefonu ailemizden, arkadaşlarımızdan ve gerçek hayattaki ilişkilerimizden kaçmak için kullanıyorsak sorun teknolojinin kendisinden çok kullanım biçimimizdedir. Sosyal medyayı sevdiklerimize ulaşmak, bilgi edinmek, dayanışmak ve sesimizi duyurmak için kullandığımızda ise hayatımızı zenginleştiren önemli bir araca dönüşebilir.
Asıl mesele sosyal medyada ne kadar zaman geçirdiğimizden önce, o zamanın bize ne kattığıdır.
Çünkü insanın gerçek anlamda ihtiyacı olan şey takipçi sayısı değil, anlaşılmaktır.
Beğeni değil, samimiyettir.
Bildirim değil, ilgidir.
Ve belki de en önemlisi, çevrimiçi olmak değil, birbirimizin hayatında gerçekten var olmaktır.

Bir gün telefonlarımızın ekranları tamamen kararabilir. İnternet kesilebilir, uygulamalar kapanabilir, bildirimler susabilir. O anda elimizde kalan şey takipçi listemiz değil; arayabileceğimiz, kapısını çalabileceğimiz, yanına oturabileceğimiz insanlardır.
Bu nedenle soruyu belki de şöyle sormalıyız:
Sosyal medya bizi birbirimize yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu?
Cevap, ekranın içinde değil.
Cevap, ekranı kapattığımızda birbirimize ne kadar yakın olduğumuzda.
Çünkü bugün belki de en büyük paradoksu yaşıyoruz:
Bağlantımız var. Ama bağımız yok.
Ve insan, ne kadar çok kişiye ulaşırsa ulaşsın, gerçekten dokunabildiği birkaç insan olmadan hâlâ yalnızdır.

Okumak İster misiniz ?

Adana’da Uyuşturucu Operasyonu: 14 Gözaltı, 9 Tutuklama

Adana’da düzenlenen operasyonda uyuşturucu madde ticareti yaptığı değerlendirilen 14 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin adreslerinde yapılan …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir