Kadına verilen haklar mı ya da gerçekten kullanılan hakları mı?

Toplumların gelişmişlik düzeyi yalnızca ekonomik göstergelerle değil, kadınların hayatın içindeki yeriyle ölçülür. Türkiye’de kadınlara tanınan haklar, kağıt üzerinde bakıldığında pek çok ülkeye kıyasla güçlü ve köklü bir geçmişe dayanır. Ancak asıl soru şu: Kadınlar bu hakları gerçekten kullanabiliyor mu, yoksa haklar yalnızca metinlerde mi yaşıyor?
Türk kadını, tarihsel süreçte birçok önemli kazanım elde etti. Seçme ve seçilme hakkı, eğitimde fırsat eşitliği, çalışma hayatına katılım gibi temel haklar uzun yıllar önce tanındı. Kadınlar bugün doktor, avukat, öğretmen, mühendis, siyasetçi olarak toplumun her alanında varlık gösteriyor. Ancak görünürdeki bu ilerleme, her kadının eşit koşullarda söz hakkına sahip olduğu anlamına gelmiyor.
Özellikle kırsal bölgelerde ve sosyoekonomik açıdan dezavantajlı kesimlerde kadınların hâlâ karar mekanizmalarına katılımı sınırlı. Aile içinde söz hakkı çoğu zaman erkek egemen yapının gölgesinde kalıyor. Eğitim hakkı tanınmış olsa da, her kız çocuğu bu haktan eşit şekilde yararlanamıyor. Çalışma hakkı var, ancak kadın istihdam oranı hâlâ istenilen seviyede değil. Daha da önemlisi, kadınların kazandığı hakları kullanırken karşılaştığı toplumsal baskı ve önyargılar ciddi bir engel oluşturuyor.
Kadına verilen hak ile kadının o hakkı özgürce kullanabilmesi arasında büyük bir fark var. Yasal düzenlemeler tek başına yeterli değil; zihniyet dönüşümü şart. Toplumun her kesiminde “kadın eşittir birey” anlayışının yerleşmesi gerekiyor. Kadının fikrini ifade etmesi, karar alması, itiraz etmesi bir “aykırılık” değil, en doğal hakkı olarak görülmeli.
Peki, kadın hak ettiği yerde mi?
Cevap ne yazık ki net değil. Bazı alanlarda evet; eğitimli, ekonomik olarak bağımsız ve söz sahibi kadınların sayısı artıyor. Ancak genel tabloya bakıldığında, kadınların hâlâ hak ettikleri noktaya ulaşamadığı açık. Şiddet, eşitsizlik ve fırsat dengesizliği gibi sorunlar bu gerçeği gözler önüne seriyor.
Unutulmamalıdır ki, kadının sesi kısıldığında toplumun yarısı susar. Oysa güçlü bir toplum, kadınların özgürce konuşabildiği, karar alabildiği ve eşit şekilde var olabildiği bir toplumdur.
Söz hakkı kadının sadece verilmiş bir hak değil, aktif olarak kullanabildiği bir gerçeklik olmalıdır. Çünkü kadın sustuğunda değil, konuştuğunda toplum ile

Okumak İster misiniz ?

Yüreğir Belediye Başkanı Ali Demirçalı görevden uzaklaştırıldı…

“Rüşvet” suçundan 5 yıl 3 ay 10 gün hapis cezası verilen Adana Yüreğir Belediye Başkanı …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir