Saat Dört On Yedi, Bir Ülkenin Kalbi Durdu

Bazı sabahlar vardır, güne değil acıya uyanırsınız.
6 Şubat sabahı tam olarak öyleydi. Saat 04:17’de bu ülkede sadece yer sarsılmadı; hayat durdu, kalpler durdu, zaman durdu.
İnsanlar uykularında yakalandı felakete. En savunmasız anlarında. Kimi pijamasıyla karanlığa koştu, kimi bir daha hiç uyanamadı. Aynı şehirde, aynı binada, aynı sokakta… Çünkü deprem herkesi eşitlemedi. Beton eşit değildi. Denetim eşit değildi. Vicdan da.
Deprem doğaldı.
Ama yaşananlar kader değildi.
Enkazların altından sadece beton parçaları çıkmadı. Yarım kalmış hayatlar çıktı. Okula gidemeyen çocukların çantaları, sofraya konulamayan tabaklar, bir daha çalmayacak telefonlar çıktı. Ve en çok da “neden” sorusu çıktı.
Aradan zaman geçti. Takvimler değişti, mevsimler değişti. Ama o sabah değişmedi. Çünkü bazı acılar takvimle iyileşmez. Üzeri örtüldükçe ağırlaşır.
Bugün anıyoruz. İsimler okunuyor, dualar ediliyor, karanfiller bırakılıyor. Hepsi değerli. Ama anmak yetmez. Çünkü anmak, unutmamaktır; hesap sormak ise tekrar etmemesini sağlamaktır.
Asıl soru şu:
Biz bu acıdan ne öğrendik?
Aynı fay hatları hâlâ orada. Aynı şehirler, aynı korkularla ayakta duruyor. Eğer hâlâ “bir şey olmaz” diyorsak, eğer hâlâ bilimi değil ihmali seçiyorsak, bu sadece geçmişin değil, geleceğin de enkazıdır.
6 Şubat’ta sadece canlar yitirilmedi.
Güven yıkıldı. “Bizi korurlar” düşüncesi enkazın altında kaldı. Betonun arasından sadece insanlar değil, yılların sorumsuzluğu da çıktı.
Ama o karanlıkta bir ışık vardı.
Tanımadığı insan için elini uzatanlar, battaniyesini paylaşanlar, günlerce uyumadan çalışanlar… Bu ülkenin vicdanı hâlâ yaşıyor. Keşke bu vicdan sadece felaket günlerinde değil, her gün yol gösterse.
Bugün 6 Şubat.
Yas tutmak hakkımız. Ama yüzleşmek de sorumluluğumuz.
“Unutmadık” demek yetmez; unutmayacak şekilde değiştirdik diyebilmek gerekir.
Kaybettiklerimizi rahmetle anıyoruz.
Ama yaşayanlara bir borcumuz var:
Aynı acıyı bir daha yaşamamak.
Ve bu, sadece dua ile değil;
hafıza, bilim ve adaletle mümkün.

Okumak İster misiniz ?

Güngör Geçer: “Çocuklarımız, gençlerimiz ve insanımız için depreme dayanıklı, dirençli, güvenli şehirler oluşturmalıyız.”

Adana Bölgesi’ndeki Faylar, Yapı Güvenliği ve Kentsel Dönüşüm başlıklarının ele alındığı “Deprem Gerçeğiyle Yaşamak” paneli …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir