Bağımlılıkla Mücadele: Bir İnsanı Kaybetmeden Önce

Bir sabah çocuğunuzun odasının kapısını açıyorsunuz. Karşınızda artık tanıdığınız o çocuk yok. Gözlerinde uykusuzluk, yüzünde sessizlik, hayatında giderek büyüyen bir boşluk var. Ve siz, belki de gerçeği fark ettiğinizde, sorun çoktan kapıyı içeriden kilitlemiş oluyor.
Madde bağımlılığı çoğu zaman bir anda başlamıyor. Bir merak, bir arkadaş çevresi, bir kaçış arayışı, bastırılmış bir travma, yalnızlık ya da “Bir kereden bir şey olmaz” düşüncesiyle başlayan süreç; zaman içinde insanın hayatındaki en önemli şeylerin yerini alabiliyor.
İşte tam da bu nedenle bağımlılığı yalnızca “madde kullanan kişinin problemi” olarak görmek, meselenin özünü kaçırmaktır.
Çünkü bağımlılık; bir evin sessizliğine, bir annenin uykusuz gecelerine, bir babanın çaresizliğine, bir çocuğun geleceğine ve toplumun ortak vicdanına dokunan çok daha büyük bir sorundur.
Ve belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Bir insanı bağımlılığın pençesine düştükten sonra kurtarmaya çalışmak yerine, onu o noktaya getiren nedenleri daha önce görebilir miydik?

Bağımlılık bir tercih meselesine indirgenemez

Madde kullanımına ilişkin en büyük yanılgılardan biri, bağımlılığı yalnızca irade eksikliği olarak değerlendirmektir. Bağımlılık, kişinin davranışlarını, kararlarını ve yaşam düzenini etkileyebilen ciddi bir sağlık sorunudur.
Bu nedenle bağımlı bireye yalnızca suçlayıcı veya dışlayıcı bir dille yaklaşmak, sorunun çözümünü kolaylaştırmak yerine kişinin yardım aramasını daha da zorlaştırabilir.
Elbette madde kullanımının bireysel ve toplumsal sonuçları vardır. Ancak çözümün ilk adımı, kişiyi damgalamak değil, sorunun nedenlerini anlamaktır.

Gençleri korumak yalnızca ailelerin görevi değildir

Çocukların ve gençlerin madde kullanımından korunması, sadece anne babalara bırakılabilecek kadar basit bir mesele değildir.
Aile, okul, sağlık sistemi, sosyal hizmetler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları aynı hedef doğrultusunda hareket etmelidir. Özellikle gençlerin kendilerini ait hissedebilecekleri sosyal ortamların artırılması, psikolojik destek hizmetlerine erişimin kolaylaştırılması ve riskli davranışların erken dönemde fark edilmesi büyük önem taşır.
Bir gencin yalnızlık, dışlanmışlık, aile içi sorunlar veya gelecek kaygısıyla mücadele ettiğini fark etmek; madde kullanımı ortaya çıktıktan sonra müdahale etmekten çok daha değerlidir.

Tedavi kadar yeniden hayata katılım da önemli

Bağımlılıkla mücadele yalnızca madde kullanımını bırakmaktan ibaret değildir. Tedavinin sürdürülebilir olabilmesi için kişinin sosyal yaşamını yeniden kurabilmesi de gerekir.
Eğitime dönmek, bir meslek edinmek, çalışma hayatına katılmak, aile ilişkilerini onarmak ve sağlıklı sosyal çevreler oluşturmak iyileşme sürecinin önemli parçalarıdır.
Bu noktada toplumun tutumu belirleyicidir. Tedavi görmüş bir insanı geçmişi üzerinden sürekli yargılamak, yeniden hayata tutunmasını zorlaştırabilir. İyileşme sürecindeki bireye sorumluluk vermek kadar, ona yeniden başlama fırsatı tanımak da önemlidir.

En büyük hata: Sorunu görünmez kılmak

Bağımlılık konusunda sessiz kalmak, sorunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, konuşulmayan her sorun daha geç fark edilir.
Ancak konuşmak da yalnızca korkutucu görüntüler veya ağır cezalar üzerinden gerçekleşmemelidir. Bilimsel bilgiye dayalı, gerçekçi ve insan onurunu koruyan bir iletişim kurulmalıdır.
Çocuklar ve gençler, madde kullanımının zararlarını bilmelidir. Aileler risk işaretleri konusunda bilinçlendirilmelidir. Sağlık ve danışmanlık hizmetlerinin nereden alınabileceği herkes tarafından kolayca öğrenilebilmelidir.
Çünkü erken fark edilen bir sorun, çoğu zaman daha ağır sonuçlar ortaya çıkmadan ele alınabilir.

Bir insanı kaybetmeden önce

Madde bağımlılığıyla mücadele, yalnızca bağımlı bireyin değil, hepimizin sorumluluğudur.
Bazen bir öğretmenin öğrencisindeki değişikliği fark etmesi, bazen bir ebeveynin çocuğuyla yargılamadan konuşması, bazen bir sağlık çalışanının doğru yönlendirmesi kritik bir fark yaratabilir.
Unutmamalıyız: Bağımlılığın arkasında bir istatistik değil, bir insan vardır. O insanın ailesi, hayalleri, korkuları ve yeniden başlama ihtimali vardır.
Bu nedenle mücadelemizin merkezine yalnızca maddeyi değil, insanı koymalıyız.
Çünkü gerçek başarı, yalnızca madde kullanımını azaltmak değil; insanları bağımlılığa sürükleyen koşulları azaltmak, yardım isteyen kişiye ulaşabilmek ve kaybedilmek üzere olan hayatlara yeniden bir gelecek sunabilmektir.
Bir insanı kaybetmeden önce ona ulaşmak, bağımlılıkla mücadelenin en önemli adımıdır.

Okumak İster misiniz ?

Bakan Gürlek Adana’da: “Hukuk dışına çıkan hiç kimse imtiyazlı değildir”

Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Türkiye Yüzyılı Buluşmaları” kapsamında geldiği Adana’da yoğun bir program gerçekleştirdi. Gürlek, …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir