Takvimler yine 1 Mayıs’ı gösteriyor. Meydanlarda sloganlar, kürsülerde vaatler, ekranlarda süslü cümleler… Adı “işçi bayramı.” Ama insan sormadan edemiyor: Gerçekten bir bayram mı bu, yoksa yılda bir gün hatırlanan bir vicdan muhasebesi mi?
Çünkü bayram dediğimiz şey sevinçtir, huzurdur, emeğin karşılığını aldığı bir adalettir. Oysa bugün hâlâ sabahın köründe yola düşen, akşam eve yorgun değil tükenmiş dönen milyonlar var. Alın teri kurumadan hakkını alması gereken işçi, ay sonunu getirme hesabı yapıyor. Bir yanda geçim derdi, diğer yanda görmezden gelinen emek…
1 Mayıs kürsülerinde en çok “değer” kelimesi dolaşıyor. Emeğin değeri, insanın değeri, üretimin değeri… Ama sözler havada kalıyor. Değer, sadece konuşulunca değil, hissedilince anlam kazanır. İşçi kendini değerli hissetmiyorsa, o meydanların ne anlamı var?
Daha acısı, bu günün bazıları için sadece bir “gösteri günü”ne dönüşmesi. Paylaşılan mesajlar, atılan tweetler, yapılan açıklamalar… Ertesi gün unutulmak üzere söylenen sözler. Oysa emek, bir gün değil her gün hatırlanmayı hak eder. Adalet, bir takvim yaprağına sığdırılamaz.
1 Mayıs, aslında bir kutlama değil; bir hatırlatma olmalı. Emeğin sömürülmediği, insanın insanca yaşadığı bir düzenin hâlâ tam anlamıyla kurulamadığının hatırlatması. Ve belki de en çok şu sorunun sorulması gereken gün: Bu ülkede çalışan insan gerçekten hak ettiği hayatı yaşıyor mu?
Eğer cevap içimizi rahatlatmıyorsa, ortada bir bayram yoktur. Sadece adı bayram olan bir eksiklik vardır.
Bugün alkışlar yükselirken, bir yandan da sessizce düşünmek gerekiyor: Emeğin sesi gerçekten duyuluyor mu, yoksa sadece yankı mı yapıyor?
İşte 1 Mayıs… Kutlu olsun demeden önce, üzerine düşünülmesi gereken bir gün.
Kent ve Gündem Gündeme Dair Haberler Bu Sitede